Yazın Anlayışı

Sanatçı-toplum ilişkisi:

"Sanatkar, sosyal muhitin yetiştirdiği bir insandır.  Muhitin ihtiyaçlarından doğmuştur. Geniş, bağımsız ve hür olarak insan meselelerini ele alabilmelidir"

"Bizim sanat anlayışımıza göre sanatın toplumla ilişiği olması gerekir.Toplum etkisinde geniş bir halk edebiyatı, halkın edebiyatı olması gerek.Çünkü toplumu meydana getiren halktır. Onun problemlerini, onun isteklerini göz önünde tutmak bizim anlayışımıza göre sanatçının başlıca amacı olacaktır. Bu anlayışta olduktan sonra bir an önce mutluluğa, rahata kavuşmanın, insanlara eğlenme, övünme, gösteriş duygusu verecek bir süs edebiyatına nasıl katılırız. Biz bu edebiyatın bir etkisi olacağına inanmadığımız için denemeyi bile gereksiz buluyoruz."  ("Kemal Bilbaşar Diyor ki", Yelken, 1960)

Halk için yazmak:

"Hangi biçimde yazarsam, düşüncemi halkıma daha iyi anlatırım sorusu bir an kafamdan çıkmamıştır."

"Benim edebiyata girişim mesleğimle ilgili. Bir yerde çocuk yetiştiriyoruz öğretmen olarak. Ama yetiştirdiğimiz öğrencileri sonradan izleyemiyoruz ne kadar izlemek istesek de. Sonradan yazıyla onlarla bir bağlantı kurmak tasarısıyla girdim işin içine. Ben bir şey öğretmek amacıyla -okulda zaten tarih öğretmeniydim- memleketimizi ta başlangıcından itibaren tarihsel olarak anlatıyordum romanımla birlikte. 

"Buradan girince büyük halk topluluğu karşımıza çıkıyor. yalnızca kitleler üzerine değil büyük halk topluluğuna da hitap etmek gereği oluyor. O zaman halkçı bir yöntemle yazı yazmak ve onlara anlatmak istediklerimizi kendi yaşamlarıyla ya da memleketimizdeki yaşamı iyi veya kötü yönleriyle tanıtmak için. Ta başlangıçtan özellikle halkın çoğunluğu bulunan kırsal bölgelerde bir sözlü yazım var. Sonra bir meddah öykücülüğü var. Yani onların deyişlerinden onların tarzından yararlanmayı yeğ gördüğüm için öyle yaptım. Gayet tabiidir konuları yakın çevreden alıyordum. Fakat insan yazdıkça birtakım yerlere ulaşıyor."
(Açık Oturum:Türk Romanı ve Türkiye Gerçekleri, Varlık, 1981)

Masal-Destan dili:

"Okumuş-yazmışları çok az olan köyler ve kasabalar halkı henüz sözlü edebiyat ortamında yaşamaktadırlar.  Aramızda köyden yetişmiş, köylü diyalektiğini rahatlıkla kullanan bir konuşmacımızı anlayışla izlediklerini görünce, halkçı bir yazarın, sözlü edebiyat ortamında yaşayan geniş halk topluluğuna ancak masal ve destan dilini kullanarak yaklaşabileceğini, içinde bulunduğumuz ekonomik, sosyal ve siyasal bunalımlar ve onların çözüm yollarını ancak bu araç ile anlatabileceğimi sezdim.  Böylece 1963'te CEMO denemesine giriştim."

Öykü tanımlaması:

"Öykü, boyutu ne olursa olsun, doğaya ve insana özgün bir bakış, bir eleştiri: Yaşamımıza yeni anlamlar, yöntemler, yorumlar getiren bir yazın anlatım sanatıdır.

Bir kez yazarın gölgesi bile öykünün satırları arasında sezilmemeli, yapıt canlı, somut, özgür olarak okuyucusuna seslenebilmelidir.  Bir de öykü, tarihsel devrimci akış doğrultusunda, karanlık düzenlerin gizlerine tutulmuş ışık, gölgedeki zorbalara sıkılmış yumruk, haksızlıklara kötülükle savaşacaklara yol gösterici, güçsüzlere, pısmıslara yürek ve sorunlarına çözüm olmalıdır."