Yazar Kendini Tanıtıyor

 

1910 yılının Ocak ayını Şubat'a bağlayan karlı kış gecesinde, Çanakkale'de dünyaya gelmişim. Babam polis serkomiseri Hüsnü Naim Efendi, Selânik'in Balkan devletlerince işgali sırasında, müttefik subaylarınca şehit edilmiş, sekiz yaşıma dek yetim büyüdüm. Annem Nuriye Hn. Eskişehir'de ikinci kez evlendi. Üvey babam küçük bir memurdu. Evimizde geçim darlığı çekilirdi. Yaz aylarında üvey kardeşimle simit, şeker, sigara kağıdı, kibrit, gazete satardık. Bir yıl terzide ve kavaf dükkanında çıraklık ettiğimi de hatırlıyorum.

 

Üvey babam sofu bir adamdı. Geceleri ailece camilere, tekkelere giderdik. Biz çocukların en sevdiği cami, Kurşunlu Cami idi. Namazdan sonra ortaya çıkarılan kocaman doksandokuzluk tesbihi topluca çekmek, müzik dinlemek ve etekleri açılarak dönen dervişleri seyretmek oyundan tatlı gelirdi bize. 

 

Kış ayları ailemizin tek eğlencesi masal ve hikâye okumaktı. Fukara Tatar mahallesinde toprak sıvalı evimizi bu gün arasam belki bulamam. Ama o evi Binbir Gece masallarından, Tuti Name'den, Kırk Vezir hikayesinden örülü renkli bir düş evreni içinde hatırlarım.

 

Ramazan gecelerinde mahallenin çocuklariyle Karagöz'e, Meddah'a, tuluat tiyatrosuna giderdik. Gece gördüklerimizi, gündüzün mahalledeki yıkıntılar içinde, kendi aramızda tekrarlamak bir gelenekti. Meddah ve Karagöz taklitleri bizi her oyundan çok eğlendirirdi. Sanat mayamın bu oyunlar sırasında karıldığını şimdilerde daha iyi anlıyorum.

 

Üvey babama kalsa, biz iki oğlan, hafız olacak ve zenaatkâr yetişecektik. Ne var ki kurtuluştan sonra ortaya çıkan ağabeyim Burhan Bilbaşar'ın direnci ile bu istek gerçekleşmedi. Ağabeyim öğretmen olarak atandığı Seyitgazi'ye birlikte götürdü bizi. İlkokulu bitirdikten sonra da Edirne Erkek Öğretmen okulu'na yerleştirdi.

 

Edebiyatla ilgilenmeğe Gazi Eğitim Enstitüsü öğrenim yıllarımda başladım, o sırada yabancı dilden çevrilen natüralist ve realist hikaye ve romanlar gözde olduğundan bu tür kitaplar elimizden düşmezdi. Hocamız Ahmet Hamdi Tanpınar ve Hakkı Tonguç ile bu kitaplar üzerinde yaptığımız konuşmalar beni edebiyata daha sıkı bağlamıştır.

 

Eğitim Enstitüsü'nü i935'de bitirdim. Aynı yılın resim - iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge'yle evlendim. 1937'de ilk hikayem Ç ı m a c ı  H a s a n ile oğlum Taran Bilbaşar dünyaya geldiler, İzmir'e yerleşmiştik.  Şair İlhan İleri ve Cahit Tanyol ile ARAMAK dergisini çıkarıyorduk. Evimiz bir edebiyatçılar lokalini andırıyordu. Toplantılarımız geç vakitlere dek sürerdi. Yazdığımız şiir ve hikâyeleri okur, gelen yazıları seçer, yurttaki edebiyat hareketlerini eleştirir, dergimizde bu görüşleri yansıtırdık.

 

Yazdığımız şiir ve hikayeler Nurullah Ataç, Va-Nu, Halit Fahri gibi gazetelerde sütunu olan kişilerin ilgisini çekmişti. O sırada B u d a k o ğ l u adlı hikayem ilk edebiyat ödülünü kazanınca dünyalar benim oldu. Bu ödül güvenimi ve hızımı arttırdı. Ardı ardına yazdığım hikayeler türlü dergi ve gazeteler­de çıkıyordu. Arkadaşlarımın öğüdüne uyarak hikayelerimi kitap halinde topladım. 1939'da A n a d o l u'dan H i k â yeler, 1941'de Cevizli Bahçe yayınlandı, ve... arkası bu güne sürdü, geldi.  

 

Fikirde toplumcu, sanatta gerçekçi görüşe bağlı idim. Memleketimiz insanlarının dertlerini, toplum gerçeklerini ancak bu edebiyat tekniğiyle gün ışığına çıkarmak, onlara çözüm yolunu göstermek mümkün olacağına inanıyordum. Eserlerimde meddah taklitlerine, halk masal ve hikaye deyişlerine de yer veriyordum. Bununla eserimi halkıma daha rahat okutacağım, sanatımda geleneksel bağlantıyı sağlayacağım kanısındaydım. Batı mükemmelliğine ulaşabilmek için eski sanat değerlerimizin tümünü inkar etmek, geleneksel bağlardan arınmak gereğini savunanlara katılmıyorum. Bizim halk edebiyatımız zengin bir dil ve sanat hazinesine dayanır, ölü değil, yaşayan bir dil hazinesidir bu. Olanakları geniştir. Halk için yazan bir sanatçı, bu hazineyi görmezlikten gelir, ondan faydalanmazsa, ister istemez halkla arasına mesafe koyar. Bu hazineden faydalandıkça yapıtın milli yanının güçleneceğini ve halklara daha rahat ulaşacağını CEMO ispatlamıştır. Cemo'nun Dil Kurumu 1967 Roman ödülü'ne layık görülmesinin önemli nedeni bu olsa gerek. Dil Kurumu ödülünü bana Cemo'nun kazandırmasına bu nedenle pek sevindim.

 

Cemo'nun gördüğü ilgiyi, ağa zulmü altında inleyenlerin uyanışına bir işaret sayarak daha da seviniyorum. En büyük sevinci, halkımın anayasal haklarına sahip çıktığını, yurdumuzda köklü reformların yapıldığını, Cemo'ların, Memo'ların, Fadik'lerin, Üsen'lerin layık oldukları özgür yaşayışa kavuştuklarını gördüğüm zaman duyacağım. (Kemal Bilbaşar, CEMO'nun öngirişi, 2. baskı 1967)